2011 i yarıladık, bilimkurgu filmlerinde ve dizilerinde eskiden görüp de “ooo çok uzak” dediğimiz tarihlerdeyiz. İnsan vücudu, beyni ve metabolizması ile ilgili gizemler gitgide çözülüyor ve gen haritaları çıkarılıyor. Kadın, erkek, cinsellik ve yaradılış her an yeni buluşlarla, keşfedilen yeni bilgilerle tartışılıyor.

Biz tüm bunlara bakıldığında hangi noktadayız? Size kısaca şöyle anlatmaya çalışayım:

Kerime, 37 yaşında, 20 yıllık evli ve 3 çocuk annesi bir ev hanımı, kendisini şu şekilde ifade ediyor:

Orgazmı duydum, geçen sene arkadaşlarla konuşuyorduk, aralarında olan bir tanesi var. Ayakları falan uyuşmuş dedi ama aklıma yatmadı benim. Ben zaten eşimin işi ne kadar çabuk biterse o kadar memnun oluyorum, geçe kalırsa yıkan, giyin iş uzuyor…

Tülin 34 yaşında, avukat, iki çocuk annesi genç, güzel bir bayan:

Ben orgazm olamıyorum, olmayı da beklemiyorum artık. Kabullendim bu durumu ama çok güzel orgazm taklidi yapabiliyorum, eşim hayatta anlamıyor. Ona söyleyemem çok kırılır, o zevk alınca ben de mutlu oluyorum…

 

Cinselliğin halen konuşulamadığı, en büyük tabulardan biri olarak yaşanmaya çalışıldığı ülkemizde durum iç açıcı olmaktan çok uzak bir noktada. Nesiller cinsel eğitimden yoksun olarak, yalan yanlış bilgilerle;  kendilerine, istek ve vücutlarına yabancı olarak büyüdüler. Ve o nesiller, bilgi ve iletişim çağında olduğumuz bu dönemlerde benzer bir cehalet ve boşvermişlikle yeni nesiller yetiştirmeye devam ediyorlar. Cinsel bilgisizlik, toplumu, aile yapısını ve kişileri tahminlerden ve bilinenden çok daha olumsuz olarak etkiliyor ve önlem alınmadığı noktalarda etkilemeye de devam edecek gibi görünüyor.

Kadınlarımız kendilerine, bedenlerine, zihinlerine ve ruhlarına yabancı. Zaman zaman isyankar, zaman zaman kırılgan ve itaatkar ama sonunda hepsi kendi içlerinde hapis hayatındalar. Cinselliği küçük yaşlardan itibaren öğrenemeyen, aileleri ile açık ve net bir şekilde konuşamayan, en doğal dürtülerini suçluluk, utanç ve korku duygusuyla karşılayan genç kızlar gitgide kendilerinden uzaklaşarak, en uzak oldukları anlarda da evlenmeyi seçiyorlar.

Genç kadın evlendiğinde sadece eşini değil, kendini de henüz yeterince tanımadığını görece geç fark ediyor. Cinsel ilişkinin çiftleşmek demek olmadığından şüphelendiğinde sorgulama başlıyor veya bazen hiçbir yüzleşme yaşamadan cinsel hayatını tamamlayabiliyor da. Aslında ilk uyanışlar eğer yanlış kişilerle paylaşılırsa, yeni yeni çıkmaya başlayan merak ve istek filizleri, aynı aşamalardan daha önce geçmiş nasırlaşmış ellerce koparılabiliyor. Annenizden veya güvendiklerinizden cinsel istek ve doyumun bir hurafeden başka bir şey olmadığını duyarsanız ne kadar kendi doğrunuzda direnebilirsiniz?

Bilimsel çevrelerde, bir kadının orgazm olamamasının yani cinsellikten tam bir zevk ve doyum sağlayamamasının neredeyse imkansız olduğu, anatomik açıdan doğanın kadınlara bu konuda iltimas geçtiği konuşulurken biz cinsel terapistler, danışanlarımızı orgazmın varlığına iknaya uğraşıyoruz.

Cinselliğin, dürtülerin, arzu ve fantezilerin ayıp, yasak, günah ve gizli saklı bir konu olduğu hissettirilerek yetişmiş kadınlarız. Ergenliğimizde, ilk gençliğimizde arkadaşlarla neler konuştuysak, belki çocukluğumuzda sırf meraktan ve cinsel bedenlerimizi keşif isteğinden neler deneyimlediysek o kadar tecrübeyle yetişkinliğe geçiyoruz. Suçluluk duygusu, her zaman yanımıza yoldaş, bedenimizin zaten özgür olamadığı durumlarda zihnimizi de köleleştirmek üzere hazırda bekliyor. Beyinde başlaması, hayalgücüyle beslenmesi, önce bir fikir bir düşünce olarak yeşermesi ve büyümesi gereken cinsellik, günah ve ayıp korkularıyla ilk ve en büyük darbesini alıyor. Evlenmeden önce ve evlendikten sonra olmak üzere cinsel hayatı ve deneyimleri, keskin ve tehlikeli bir uçurumla ikiye ayrılan genç kadından, ruhu bölecek ve paralayacak ani değişimler geçirmesi bekleniyor. Şöyle ki, evlenene kadar özenle koruması, kollaması, saklaması ve hatta kendinden bile sakınması gereken vajinası, kızlık zarı ve bunların temsil ettiği tüm istek, kadınlık, aşk, şehvet duyguları; evlendiği, imzasını attığı an itibariyle eşinin her türlü istek ve kullanımına resmi olarak açık hale geliyor. Robot olsak ve aç-kapa düğmemiz olsa her şey çok kolay ve rahat ama insan ve hatta kadın söz konusu. Tüm bilinci ve devasa nitelikteki bilinçaltıyla…

Kadınlar suçlanıyor, kadınlardan beklenti büyük.. Belki espri gibi gelecek ama hala evinde hizmetçi, mutfağında aşçı, yatağında fahişe arayan ve tüm bunların hepsini eşinde arayan erkekler mevcut. Ama esas problem eşleri bunu karşılarsa açığa çıkıyor. Hem evlenmeden önce eli erkek sineğe değmemiş olacak hem de evlendikten sonra yatakta uzman kesilmesi gerekecek kadın, bu beklentiyi kazara yerine getirirse de problem çıkıyor getirmezse de. Eğer cinselliği yaşayabilecek yeteneklere sahip, doğuştan eğilim sahibiyse, özgüven fakiri ve genelde annelerine bağımlı erkeklerimizin bunu kabul edebilmeleri ve sindirebilmeleri ekstra bir zorluk oluşturuyor. Kadınlar hem cinselliği bilmemekle, becerememekle, rahat olmamakla; hem de cinselliği yaşayabilmekle, çekinmemekle, utanmamakla ağır itham altındalar…

Orgazm… Olalım mı olmayalım mı?

Olamıyor muyuz, olmuyor muyuz, hatta olmaktan korkuyor muyuz?

Bu soru şu soru kadar abes aslında: nefes, alalım mı almayalım mı? Su, içelim mi içmeyelim mi? Lokma, yutalım mı yutmayalım mı… Örnekler çoğaltılabilir ve aslında hepsi şunu gösterir: Cinsel istek, cinsel yaşam ve cinsel doyum, bunlar zihinler tarafından, yanlış inanış, anlayış ve öğretilerle sakatlanmadıkları oranda özellikle kadınların daha büyük bir mutlulukla yaşayacağı ve tatmin sağlayacağı konulardır. Doğaldır, her kadında potansiyel olarak mevcuttur. Doğal olmayan kısım, cinselliğin tepeden inme bir beceri sanılmasıdır. Cinsellik öğrenilen ve geliştirilebilen bir beceridir. Ruhlar ve zihinler bu konuya açık olduğu müddetçe zevk ve tatmin olasılıkları çok renkli ve çeşitlidir. Ama orgazmın biyolojisi, fizyolojisi ve nörolojisinden önce, psikolojisi çok daha önem taşımaktadır.

Kendine yabancı, kendine yalancı, kendine hapis kadınlarımız ne zaman ki üçüncü bir şahıs gibi bahsettikleri vajinaları ile tanışır, barışır ve dostluk kurarlar, o zaman orgazm olunup olunmayacağını değil nasıl daha uzun, ard arda ve daha zevkli orgazmlar yaşanabileceğini tartışıyor oluruz. Bir kadın ve bir cinsel terapist olarak temennim, cinsel eğitimin erken yaşlardan itibaren aile ve okullarda verilmesi ve özellikle kadınlarımızın da kadın olmanın lüksünü, keyfini ve avantajlarını doyasıya yaşayabilecekleri özgüven sahibi eşleriyle, mutlu evlilik hayatları boyunca kendilerine keşif yolculuklarını sürdürebilmeleridir…

Psycho Academy Magazine – Aralık 2011