“Daha ben bile kendime dokunmazken, sen kim oluyorsun da buna teşebbüs ediyorsun?”

Bir varmış, bir yokmuş; genç kızın hayalleri çokmuş. Kendini eşine saklayacak, yanına erkek sinek bile yaklaştırmayacak, bembeyaz gelinliğine yakışır bembeyaz umutlarla, prensi gelsin diye bekleyecekmiş. Prensi gelecekmiş gelmesine, alıp kızımızı beyaz atıyla götürecekmiş. Ancak mutlu çiftimiz işte bu noktada kötü büyücünün cinsel tuzağına düşecekmiş. Prens ne yapsa ne etse genç kızımıza dokunamamış. Bırakın el sürmeyi, yanına bile yaklaşamamış. Kızımız hiç bu tür hayaller kurmamış hatta cinsellik yaşayamasın diye ne gerekiyorsa o anlatılmış. Tertemiz ümitlerle, tertemiz bir aşk, steril bir yuvaymış en büyük hayali. Sarılmaktan ve yanağa küçük buselerden fazlasını aklına bile getirmemiş. O kendisi bile kendisine kıyıp da dokunamamışken, prensi elbette ki bu masumiyete el süremezmiş… Genç kızımız, eşinin kendisine dokunmasına izin verirse, tarifsiz acılarla, kan revan içinde kalarak cezalandırılacağını çok iyi bilmekteymiş. Bu kadar korkunç sonuçları olabilecek bir ilişkinin, o masum ve saf sevgide nasıl yeri olabilirmiş? En güzeli, yeni kavuşmuş aşık çiftin birbirini uzaktan sevmesiymiş…
İşte masalın bittiği nokta tam da buraya denk düşmekteymiş. Gökten üç elmanın düşmesi, çiftin sonsuza dek mutlu yaşamasına yetmemiş. İş o elmaların düştüğü yerdeymiş….

Kızlarını korkuyla büyüten aileleriz. Ayıplar, yasaklarla korkutan, bilgi vermek yerine hurafeler anlatan toplum üyeleri.

Oğullarını abartan aileleriz, onlara hata yapma özgürlüğü vermeyen, tümgüçlü hissettiren, sınırsız hak tanıyan aileler.

Doğanın en sorunsuz işleyen, devamlılığını sağlayan, doğan gün kadar elzem ve bir o kadar da güzellik barındıran cinsel birleşme ritüelini, kabusa çevirmiş vaziyetteyiz. O kadar bilinçaltımıza işlemiş ki penis-vajina korkusu, nice okullar okusak, çifte üniversiteler bitirsek, her alanda kendimizi geliştirsek dahi bedenimizin tuzağına düşebilmekteyiz.

Bilmiyoruz, öğrenmiyoruz, öğretmiyoruz. Cinselliği ne kadar gizlersek, ne kadar saklarsak o kadar namuslu sayıyoruz kendimizi.

Hem kadınlarımız zorda, hem erkeklerimiz. Mahcubiyetten ne birbirleriyle ne de cinsel terapistleriyle göz göze dahi gelemiyor çiftler görüşme odasında. “Biz yıllardır evliyiz ancak henüz cinsel birleşme yaşayamadık.” demeleri bile haftalar alıyor bazen. Döndürüyorlar, dolaştırıyorlar, yuvarlıyorlar lafları ama bir türlü “Biz sevişemiyoruz, birleşemiyoruz, kadın ve erkek olamıyoruz..” diyemiyorlar.

Vajinismus, kadının hastalığı gibi algılanıyor çoğu çift tarafından. Karısını terapiye yollayan, “git düzel de gel” diyen erkek de var; eşini elinden tutup getiren, ona konuşma hakkı dahi vermeyen, kızını doktora getirmiş baba edasını taşıyan erkek de…
Vajinismus, çiftin problemidir diyoruz ilk iş, tüm cinsel problemler gibi. Korkan kadın varsa, nasıl yaklaşacağını da bilmeyen erkek var diye anlatıyoruz ama kadınlar bile inanmakta zorlanıyorlar dediklerimize, bırakın ki erkeği ikna edelim. Genç kızlarımız, genç kadınlarımız o kadar içselleştirmişler ve sahiplenmişler ki bu korkuyu, kendilerini kabahatli, eksikli varsayıyorlar. Cinselliği tekil yaşamaya çalışıyorlar. Birbirinizi iyileştirebilir, kafeslerinizden kurtarabilirsiniz diye anlatmaya çalışıyoruz çiftlere, ilişkinin her türlüsü çift taraflıdır. Bazen hak vererek, bazen anlaşıldığına sevinerek, bazen de şaşkınlıkla dinliyorlar bizi. Ama her defasında çözümsüz zannettikleri problemlerinin beklediklerinden çok daha rahat ve etkili bir şekilde üstesinden gelmenin huzuru ve mutluluğuyla ayrılıyorlar yanımızdan.

Sözün özü, en çok şunun bilinmesinde fayda görüyorum: Organik bir rahatsızlık bulunmadığı takdirde, vajinismus, büyük oranlarda tamamen çözülebilen bir cinsel problemdir ve çiftin ortak rahatsızlığıdır.

Doğru bilgilendirme ile dahi çoğu zaman sorunun büyük kısmı çözüme ulaşır. Kişiler kendilerini ve bedenlerini tanıdıklarında, korku ve ihtiyaçlarının nereden kaynaklandığını fark ettiklerinde daha çok birbirlerine kenetlenir ve beraberce aştıkları her engelle, kadın ve erkek olmanın keyfine daha çok vararak bütünlenirler.

Ruhsal ve bedensel doyum sağlayan bir cinsel hayat, her evliliğin tutkalı ve sağlıklı tüm çiftlerin en doğal hakkıdır.

Vajinismus, çözümü olan, sistemli bir terapi yöntemi bulunan, uzman kişilerce danışmanlık uygulandığında son derece başarıyla sonuçlandırılan, çok boyutlu bir rahatsızlıktır. Sadece cinsel değil, aynı zamanda duygusal, bilişsel, davranışsal ve ilişkisel bileşenleri vardır. Duygusaldır, çünkü kişiler birtakım suçluluk duyguları, ayıp, yasak, günah duyguları gibi olumsuz hislerle cinselliği hiçbir zaman güzel algılayıp, doğal yaşayamamışlardır. Bilişseldir, çünkü çocuklukları ve hatta gençlikleri boyunca ilk cinsel birleşmenin ne kadar zorlu ve acılı bir süreç olduğuna dair, gerçeklikle hiçbir bağlantısı bulunmayan öyküler dinlemişlerdir. Davranışsaldır, çünkü bazı yanlış öğrenilmişliklerle, baskıcı bir aile yapısında büyümeyle, mastürbasyon ve orgazm nedir bilmemekle kendi bedenlerine yabancı kalıp, kısıtlayan davranışlar geliştirmişlerdir. İlişkisel yönü ise çiftin aralarındaki sevgi, ilgi, özen, anlayış iletişiminde sorun yaşandığında başgösterir. Birbiri ile uygun ve uyumlu bir iletişim kuramayan, öfke ve kırgınlıklarını bastıran, güven problemi yaşayan kadın ve erkek, sorunu fark etmeden yatak odalarına taşırlar. Tüm bu konular gözden geçirilip, halledilmediğinde ve bu rahatsızlıkla uzun yıllar beraber yaşandığında, kadını ayrı, erkeği ayrı olumsuzlukta etkiler, iz bırakır ve umutsuzluğa sürükler.

Bu problemden muzdarip olduğunu düşünen çiftlerin, tanıyı netleştirmek için, ilk adımda kadın-doğum uzmanlarına ve gerekirse ürolojiye başvurmaları uygun olur. Tıbbi açıdan bir problem olmadığı tespit edildiğinde ise, eğitimli cinsel terapistler yardımıyla ortalama 5-10 seansta üstesinden gelebilirler.

Cinsel eğitimin yaygınlaşması, kızlarımızın bedenleriyle barışması, erkeklerimizin kendilerini cinsel bilgiler uzmanı olmak zorunda hissetmekten vazgeçmeleri ile çok daha mutlu, sevgi dolu, tutkulu ve tatminkâr evlilikler yaşanabilecek, sağlıklı çocuklar ve üretken, faydalı bir toplum oluşabilecek düşüncesindeyim.