Hayat bir travma tekrarından ibarettir. Çocukluğumuzda aldığımız yaraları, iyileştirebilmek ümidiyle kendimizi defalarca benzer senaryolar içerisine sokar, her seferinde istediğimiz sonucu alabilme gayretine gireriz. Dolayısıyla çocukluk yaşantılarımız, yetişkinlikteki ilişkilerimizi ya kolaylaştırır ya zorlaştırır. Çocukluğumuzda önemsenmemiş, görmezden gelinmiş, ilgi ve sevgi açlığı içerisinde bırakılmış veya istismar edilmiş olabiliriz. Bazen küçüklüğümüzde aldığımız yaraları, büyüdüğümüzde başkalarında da açmak isteriz. Bazen ise, o yaralar bizde öyle bir duygu uyandırır ki kimse bir daha bizim gibi etkilenmesin diye savaş veririz. Tüm ilişki ve iletişim becerimiz ve seçimlerimiz, bu ilk yaşantılarımızdan etkilenir. Peki, onulmaz yaraların, hayatımızı ömür boyu yönetmesine dur demenin bir yolu yok mudur? İşte, makûs talihimizi değiştirebilmemizin ve kendimizin yazmadığı bir senaryoya hapsolmadan yaşayabilmemizin yöntemleri:

  • Bizi kısır döngülerden kurtaracak ilk yöntem, hayatımızdaki tekrarların farkına varabilmektir. Yaşadığımız ilişkilerde sürekli karşımıza çıkan problemler nelerdir? Nasıl insanlarla ne çeşit iletişim ve beraberlik problemleri yaşıyoruz ve hep başımıza aynı şeyin gelmesini önleyemiyoruz? Farkındalık ve bu sorulara verilecek ilk cevaplar, egomuzun bize ne gibi oyunlar oynadığını anlamamıza yardımcı olur.
  • Sağlıklı bir ego, varlığımızın önemli bir yanıdır. Bizi, seçimlerimizi, ilişki kurduğumuz kişileri, içine düştüğümüz durumları gözlemler, değerlendirir, onlara uygun değerler biçer ve bizi hedeflerimize doğru yönlendirir. Problemli bir ego ise korku veya arzular tarafından yönetilir. Bu türlü değerlendirmeleri sağlıklı yapamaz ve bizi defalarca istemediğimiz, kaçındığımız durumların içersine iter. Aşırı kontrol eğilimi vardır ve çoğu zaman bizim öz benliğimizi inkâr ederek kendimizi kurban gibi hissetmemize yol açar. Ego durumlarımızı gözlemek, sorunun varlığını fark edip, yardım istememizde önemli bir araçtır.
  • Hepimiz sınırlı bir egoya sahibiz ama yine de yapabileceklerimiz düşündüğümüzün çok fazlasıdır. Ne olursa olsun sevgi ve güven ilişkileri kurmaktan, kendimize yeterlilik sahibi bir kişilik oluşturmaktan, yaşadığımız olaylarda sorumluluklarımızı kabullenip onlarla yüzleşmekten ve hayatımızın amacını bulmaktan vazgeçmememiz, egomuzun sınırlarını genişletme çabamızda bize destek olacaktır.
  • Egomuza yenilmemek, hiç korku ve arzu duymamak değil, sadece bu duyguların yönetimine girmemek anlamına gelir. Elbette ki insana ait her korku hepimizin hayatında vazgeçilmez bir yer sahibidir. Ancak, bir takım duyguların yönetiminde olduğumuzu hiç fark etmemek, egomuzun bizi kör zindanlara hapsedebileceği ihtimalini doğurur.
  • Bizi rahatlatacak en önemli noktalardan birisi de, hayatta hiçbir şeyin sonsuza kadar sürmeyeceği ve hiçbir zaman tam anlamıyla tatmin edilemeyeceğini unutmamaktır. Ego, eğer bu gerçekliği unutursak bizi sonsuz arayışlar tuzağına çeker ve hiçbir koşulda da özlediğimiz tatmine ulaşamamamızı garantiler. Hayat, her şey mükemmel olduğunda başlayacak ve tam da gönlümüze göre işleyecek bir senaryo değildir. Yaşanan tüm mutsuzluk, problem, engel ve sıkıntılarla baş başa giden mutluluk ve doyum sürecidir. Ego bizi her zaman ertelemelere sevk eder. Tüm sorunlar bittiğinde, okul bitirildiğinde, işe girildiğinde, evlenildiğinde, borçlar ödendiğinde, çocuklar evlendiğinde, bebek doğduğunda, ev alındığında, emekli olunduğunda başlayacak bir hayat yoktur. Hayat tüm bu maceraların ta kendisidir. Ancak gözümüzü hiç gelmeyecek ufuklara dikmek, yanımızdan gelip geçen tüm güzelliklerin kaybının sebebidir. Biz bir mola vermedikçe, egomuz, gözü bağlı ve adanmış bir şekilde, hedefe gittiğine bizi inandıracaktır.

Guest Desgisi – Mayis 2012