Cahit Sıtkı’nın yaş otuz beş, yolun yarısı eder demesi otuz beşime geldiğim andan itibaren asabımı bozmuştu. Halbuki ortaokuldaydım ilk okuduğumda ve adama harfiyen hak vermiştim. Yarısından fazlasıydı hatta. Şimdi yarıyı geçeli birkaç sene olmuşken ne demek istediğine yeni vakıf oluyorum. Büyük adamlar boş yere büyümüyorlar. Dediklerini zamanında herkes anlayabilir ve hak verir durumda olsaydı sözleri çoktan buhar olmuş, kimse bir harfini dahi hatırlamaz olacaktı.

Yaş otuz beş yolun yarısı mı bilmiyorum ama onu sağ salim tamamlayabilenler için eğlence o saatten sonra başlıyor, anca fark ediyorum. O yaşa gelinceye kadar zordur, hep tırmanır, tırmalarsınız. Emekleyeceksiniz, yürüyeceksiniz, kolay değil ne zaman yiyip ne zaman çıkaracağınızı öğreneceksiniz. Hadi tüm bunları hallettiniz; okul denen fırtına yıllarca tüm yaşamınızı, kimliğinizi, kişiliğinizi, savurup duracak, alabora edecek. Güç bela toparlanıp, saçı başı düzeltip, kendime geleyim derken, iş hayatı savaşlarının içine düşeceksiniz. Daha kimlik kırılganken, yediğiniz haddini hesabını bilemediğiniz darbeler, nereden ne zaman geleceğini bilemeyeceğiniz saldırılar, gülerken ısıranlarla tanışacak, tam oluyorum galiba zannederken büsbütün karışacaksınız. Üstelik bu cadı kazanı içerisinde başınızı yukarıda tutmaya çalışırken, hayat arkadaşınızı bulmak, bulduğunuz yetmiyormuş gibi onu da buna inandırmak, sonsuza dek mutlu yaşama hedefi sizi dahi ikna edemese de bir çocuk sahibi olana kadar gözünü boyamak zorundasınız. Şimdi burada kadınları kayırmadan edemeyeceğim, bu ikna işi neden hep onların üstüne kalır da evlilik esas erkekler için tam bir tatil hayatıdır, bu ayrı bir yazının konusu.

Sonuçta evlendiniz veya bekarsınız, çocuklu, dul veya çocuksuzsunuz, bence çok önemi yok. Ama eğer hayatta ilk otuz yılınızı başarıyla tamamladıysanız, aydınlanma yoluna girdiniz demektir. Otuz beşe kadar sizi kandırdıkları hayatın son hayallerini de tüketmekle geçirirsiniz. Ve sonunda o büyülü yaş geldiğinde sizi bekleyen gerçek yaşamınıza hazırlanmışsınızdır. Gözleriniz açılmış, zihniniz parlamış, egonuz kuşanmış, hayata meydan okumaya başlamışsınızdır.

Otuz beşi geçtikten sonra, hayat gün be gün güzelleşir. Geçen zamana üzülmenin, edindiğiniz her bir kırışıklıkla kederlenmenin eşiğinden sağ salim dönebilmişseniz, doyasıya gülmelerin, hıçkırıklarla ağlayabilmenin özgürlüğüne sahipsiniz anlamına gelir. Yaşama dokunmaya başlarsınız, daha da önemlisi, onun da size dokunmasına fırsat tanırsınız. Aşklar acıtır, acı bir baharattır, korkmadan tadarsınız. Sevişmeler zevk verir çünkü siz kendinizi sevişmeye vermeyi öğrenmişsinizdir. İhanetler şaşırtmaz, sadakatler bunaltmaz, bağlılığınız kendinizedir. Kendinize dürüst olabilmişseniz kimsenin yalanından korkmazsınız. Beyaz atlı prens bir çocuk masalıdır ama siyah motorlu yakışıklıya göz kırparsınız. “–meli, -malı”lar gider yerine “neden olmasın”lar gelir. Hayatta aldığınız her darbe sizi biraz daha köklerinizden özgürleştirir.

Otuz beş yaşınızı geçtikten sonra kimsenin ıssızlığına çare olayım diye uğraşmazsınız. Siz yürümeyi çoktan öğrenmişsinizdir. Düşseniz kalkar, ağlasanız susar, gerekirse elinizin tersiyle göz yaşınızı siler, dişinizi sıkarak kalbinize batan kıymıkları bir bir temizler, kandan korkmazsınız.Yolun yarısını çıktıktan sonra gerisi iniştir. Yarısında zirveye ulaştığınız için değil, zirvelerin kıymeti gözünüzde bir lunapark eğlencesine dönüştüğü için. O saatten sonra amaç, hep çıkmak, en yükseğe ulaşmak, yerini kimseye kaptırmamak değildir. O saatten sonra hedef gözünüzü diktiğiniz herhangi bir yer, o gözde parlama yaratan herhangi bir şeydir.

Yolun yarısı bence bir zaman birimi değildir. Otuz beşinize herhangi bir yaş gününüzde ulaşabilirsiniz. Kendiniz olmanın keyfine varıp hayata bir kahkaha attığınız gün, yolun yarısını tamamladığınız gündür. Çok sevdiğim bir arkadaşımın dediği gibi, hayvanın terli olduğu gün. İşte o andan sonra her tür güzelliği hak etmişsinizdir. Yolun yarısını geçtiyseniz eğer, gerçek insanların yaşadığı gerçek hayata erişmişsinizdir. Tadını çıkarın!

Psikolog Burcu Atatür